İşsizlik ve büyüme arasında uzun dönemde ters bir ilişki kuruluyor. Bu bağlamda; işsizliğin mümkün olan en düşük düzeyde bulunması, ekonomik refahın çok yukarılara çıktığını gösteriyor. Yani, daha fazla milli gelir, daha fazla istihdam anlamına geliyor.
Türkiye, son elli yıllık dönemde ortalama yüzde 4.5 büyümüştür. Ancak; mevsim etkilerinden arındırılmış işsizliğin şu anda yüzde 12 civarında olması, bu büyümenin nüfus artışından ve tarım kesiminin çözülmesinden kaynaklanan işgücü artışını istihdam edemediğini göstermektedir. Hatta; TÜİK-Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarına iş aramayan işsizler dâhil edildiğinde işsizlik oranı 4-5 puan daha artmaktadır.
Böyle bir tablo işsizlik politikalarından ve yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Düşük kur politikası bunlardan birisidir. Düşük kurla ithalat artmakta, ihracat düşmektedir. İstihdam üzerinde bulunan yüzde 37-40 arasındaki yükler de işsizliği artırmakta ve emek yoğun yatırımları engellemektedir. Bu durum, istihdamın yüzde 45’inin kayıt dışına çıkmasına da sebep olmaktadır. İstihdamı azaltan politikalardan diğeri, kısa vadeli yabancı sermaye girişine izin verilmesiyle ilgilidir. Yabancı sermaye yatırım politikasının, uzun vadeli ve üretim esaslı yatırımlara izin verilmesi şeklinde olması gerekiyor. Bu kapsamda söylenebilecek son konu ise, eleman arayanlarla iş arayanları eşleştirecek işçi planları yapılmasıdır.
Bilindiği gibi, kentleşme ekonomik büyümede etkili olan faktörler arasındadır. Bu sebeple, işsizliğin çözümünde kentleşmedeki işsizlik önemli görülmektedir. Ayrıca; kırsal kesimde gizli işsizlik söz konusudur.
Kentlerde oluşan işgücü piyasasındaki işgücü arzı ve talebi, kırsal kesim işgücü arz ve talebinden farklı bir karaktere sahiptir.
Kentte istihdam edilenler ve istihdam edilmek üzere bekleyenler, o kentteki işgücü havuzunu oluşturmaktadırlar.
Kentsel işgücü piyasası, işgücü verimliliğini ve toplam istihdamı pozitif yönde etkileyen niteliklere sahiptir. Çünkü; firmalar gelecekte oluşabilecek dalgalanmalar karşısında üretim miktarlarını ayarlama isteğiyle, kentteki işgücü havuzuna yakın olmayı tercih etmektedirler. Kentteki işgücü havuzları uygun eleman sağlamaktadır ve taşıma maliyetini düşürmektedir.
Kentlerin ekonomik potansiyelini, istihdam ve gelirdeki artış temsil etmektedir. İstihdamı belirleyen ise, işgücü arzı ve talebi olmaktadır. Eğer; kentte işgücü talebi artar ve arzı sabit kalırsa istihdam düzeyi yükselecektir. Arz artar ve talep sabit kalırsa istihdam yine artacaktır. Talep ve arzın her ikisi birden artarsa istihdam düzeyi yükselecektir. Birisi artar ve diğeri düşerse, artan düşenden miktar olarak daha fazla olacağından istihdam yine artacaktır. Bunların tersi durumlarda, istihdam düzeyi düşecektir.
Nüfusun kente göçen kısmının artması, işgücü piyasasında talebi artırıcı bir etkiye sahiptir. Örneğin; işçilerin birbirine yakın olmaları yüz yüze öğrenme avantajı sağlayacaktır. Kentlerde bilgi daha kolay yaygınlaşmakta ve uzmanlaşma gelişmektedir. Kentsel alanlarda, endüstriyel kamu hizmetlerinin iyi olması da avantaj sağlamaktadır.
Kentsel işgücü arzı, kente ait sorunlar ve kamu yaptırımlarına rağmen, kentin sahip olduğu bir takım çekicilikler sebebiyle genellikle artma eğilimindedir.
Kentsel istihdamın yapısına bakıldığında;
- Erkeklerin ve evli olmayanların oranının yüksek olduğu,
- Eğitimlilerden oluştuğu,
- Orta yaş gurubunda bulundukları,
- İşgücünde çeşitlilik,
Yüksek ücretle çalıştıkları,
görülmektedir.
Nitelikli, eğitimli, orta yaşlarda, kariyerli ve çeşitli mesleklerden oluşan işgücü piyasası ile kentler, ekonomik büyüme için önemli bir potansiyeldirler.
İşsizlik ve istihdam açısından Kayseri’ye baktığımızda gördüğümüz tablo şöyledir:
1990 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre; işsiz olup da iş arayanların oranı Türkiye genelinde yüzde 5.44, Kayseri’de yüzde 6.73’dür (Tablo: 1).
On yıl sonra, yani, 2.000 yılında işgücü içerisindeki işsizliğin Türkiye genelinde yüzde 8.9, Kayseri’de yüzde 8.5 olduğunu görüyoruz (Tablo: 2).
TÜİK’in iki yıldır iller bazında yayınladığı işsizlik oranlarına göre, Kayseri’de yüzde 11.1, 2009 yılında yüzde 14.1 işsizlik vardır (Tablo: 3). Aynı yıllarda Türkiye genelinde işsizlik yüzde 11 ve 14’dür.
Kayseri’de işgücüne katılma oranı 2008 yılında yüzde 39, 2009’da yüzde 40.8’dir. Aynı yıllarda, Türkiye genelinde işgücüne katılma oranı yüzde 47.9 ve yüzde 46.9’dur.
İstihdam oranlarına baktığımızda ise, Kayseri’de 2008 yılında istihdam oranı yüzde 35, 2009’da yüzde 34.7 iken, Türkiye’de bu oranlar yüzde 41.2 ve 41.7’dir.
2008 ile 2009 yılları arasında Kayseri’de işgücüne katılımın 1.8 puan arttığını, buna bağlı olarak istihdam oranının 0.3 puan düştüğünü, aynı zamanda işsizliğin de 3 puan yükseldiğini görüyoruz. Bu dönemde, işgücüne dâhil olmayanlar iş aramaya başlamış ve kriz sebebiyle işsizler artmıştır.
Prof.dr. Hüseyin Tatlıdil ve Barış Öztürk’ün Ocak 2008-2009 verilerine dayanan ve Ocak 2010’da yayınlanan “İşgücü Piyasasında İllerin İşsizlik Riskleri” çalışmalarında Kayseri yüzde 49.13 risk oranıyla en düşükten en yükseğe doğru yapılan iller sıralamasında 24. sırada yer almıştır. Belirlenmiş dört alt değişkene göre; Kayseri’de uzun süreli işsizlik riski yüzde 20.72, tazminat başvuruları riski yüzde 1.13 ve düşük eğitimli işsizlik riski yüzde 50.55 hesaplanmıştır.
İstihdam konusuna değinirken Kayseri iş piyasası ile ilgili bir konunun hatırlatılmasında yarar var, o da, kayıt dışı istihdam konusudur. İllere göre en düşükten başlayan kayıt dışı istihdam sıralamasında Kayseri 18.’dir. Kayseri’deki kayıt dışı istihdam oranı yüzde 42.1’dir.
Veri azlığı sebebiyle Kayseri’de istihdama açıklık getirebilmek için var olan sosyal güvenlik kayıtlarından yararlanılması gerekiyor. Türkiye genelinde sosyal güvenlik kapsamındaki aktif sigortalıların (4/a, +/b, + 4/c) sayısı 14.956.565 kişidir. Kayseri’deki aktif sigortalıların sayısı ise 234.621’e ulaşmıştır. Kayseri’deki aktif sigortalıların Türkiye’deki aktif sigortalılarla oranı yüzde 1.6, il nüfusuna oranı yüzde 19.46’dır.
Daha hızlı ve sürdürülebilir büyüme sağlamak isteyen ülkeler, kentlerde işgücü verimliliğini düşüren faktörleri azaltma gayreti içerisindedirler. Kent yöneticileri, nüfus baskısının ve tarımsal çözülmenin olumsuz etkilerini gidermek amacıyla kamu yatırımlarını artırmaktadırlar. Proaktif kent yöneticileri, daha erken davranarak yeni gelişim alanları belirlemekte ve bunların alt yapılarını tamamlayarak öne geçmektedirler. Bu konuda, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin Erciyes Master Planı çalışmaları örnek gösterilebilir. Aksi takdirde, kentlerde büyüme süreci tersine dönmektedir. Daha iyi bir performans için kırsal alanlara hizmet götüren ve kalkınma hamlelerine kırsalı da dâhil eden yerel yöneticiler azımsanmayacak sayıdadırlar. Mehmet TERCAN
http://www.gaxxi.com/muratyerlikhan/muratyerlikhan/gorsel/dosya/1297863329222.pdf