GÜNÜMÜZÜ DÜNKÜ DÜŞÜNCELERİMİZ İNŞA EDER
Aylık Arşiv
Ocak 2012
Şubat 2012
Mart 2012
Nisan 2012
Mayıs 2012
Yıllık Arşiv
Son Fotoğraflar
Ben, Yusuf Akdamar ve Gürsel Korat
gürsel Korat, Yusuf Akdamar ve ben (irfan birol objektifinden)
Emir Kalkan
Abdullah Ayata ile
Halim Şafak
Ben, Nurkal Kumsuz ve Hasan Gürpınar (sağdan sola)
Yine İrfan Birol
Abdullah Çalışkan ve ben Halim Şafak
İrfan Birol
Yüksel Kalkan
Ana Sayfa > İŞTE KAYSERİ > Şeyh Hamidi Veli SOMUNCU BABA
Şeyh Hamidi Veli SOMUNCU BABA
murat yerlikhan gönderdi.

İslam’ın yayılması ve yaşanmasında çok önemli hizmetler gören tasavvuf ehli, Osmanlı devletinin kuruluşunda da değerli görevler üstlenmişlerdir. Rıfaiyye, Suhreverdiyye, Kadiriye, Ekberiyye ve Mevleviyye o dönemin en yaygın tarikatlarıydı. Aynı çağda Türkistan ve Maveraünnehir bölgesinden ahiler, alperenler ve Yesevi dervişleri İslam’ı yayma heyecanı ile koşup Anadolu’ya geliyorlardı. Ebheriyye tarikatına bağlı Şemsettin Musa aynı amaçla Kayseri’nin Akçakaya köyüne yerleşmişti.

 

 

                  Şemsettin Musa’nın oğlu Hamid’in 1331’de doğduğu tahmin ediliyor. Hamid ilk eğitimini ve dini bilgilerini babasından aldı. Babası aracılığı ile Suhreverdiyye’nin Ebheriyye tarikatına bağlandı. Öğrenimini Kayseri uleması yanında sürdürdü.

 

 

                  Hamid efendi Kayseri’den ayrılarak Bursa’ya gider, Davudu Kayseri’nin öğrencisi ve bir ara Şeyhülislam da olan Molla Fenari ile tanışır ve onunla birlikte müderrislik yapar. Bir süre Bursa’da kaldıktan sonra, bilgisini geliştirmek amacıyla Şam’a gider.

 

 

                  Şam’da önemli bir merkez olan Bayezidiyye  dergahında, özellikle Şadiyi Rumi’nin sohbetinde bulunur. Şam’daki ilim sohbetlerini takiben Erdebil’e geçer. Burada Safiyyüddini  Erdebili’nin oğlu Hace  Alaaddin’e intisap ederek tasavvufi eğitimini tamamlar. 1392’de şeyhinin vefatı sonrası halkı aydınlatmak üzere Anadolu’ya döner ve Bursa’ya yerleşir.

 

 

                  Hamidi Veli’nin,  Bursa’daki hayatının ikinci döneminde kendisini gizlediğini görüyoruz. Ümmi tavır takınıp ekmekçilik yaparak geçinmeyi uygun görmüştür. Bu seçim ona uygun bir yoldur. Çünkü; Melamilik, Hakk’a yakınlığını belli bir durum ve kıyafetle belli etmeyen, herkesle beraber, herkes gibi işinin gücünün peşinde, kulluk görevini sessiz sedasız yerine getirmekle meşgul, görünürde halkla ve gönülde Hakk’la beraber olma yoludur.

 

 

                  Bir zaman sonra Hamidi Veli, geçimini temin etmek amacıyla pişirdiği ekmekleri çarşı pazarlarda satan yaşlı bir kişi olarak tanınmış ve Bursa’da “Somuncu Baba”, “Ekmekçi Koca” olarak şöhret kazanmıştır.

 

 

                  Bursa’da Niğbolu zaferinin şükran anısı olmak üzere Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan Ulu Cami’nin açılış merasiminde (1400) padişah tarafından ilk hutbeyi okuması damadı Emir Sultan’a teklif edilir. Emir Sultan,  “beldemizde zamanın kutbu varken benim bu görevi üstlenmem doğru olmaz” diyerek Hamidi Veli’yi ima eder.

 

 

                  Hamidi Veli, Ulu Cami’nin açılışında yaptığı konuşmasında Fatiha Suresi’ni yedi mana üzere açıklamış, namazdan sonra da rivayete göre caminin üç kapısından çıkanlarla aynı anda görüşmüştür. Olanların kısa zamanda etrafa yayılmasından rahatsız olan Hamidi Veli müridi Hacı Bayram ile birlikte Bursa’da ayrılır ve Hacca gider.

 

 

                  Hacc dönüşü önce Aksaray’a uğrar. Burada oğlu Yusuf Hakiki’yi bırakarak, diğer oğlu Halil Taybi ile Darende’ye gider.

 

 

                  Şeyh Hamidi Veli ve onun takipçileri,  özellikle devlet yöneticilerinin ve sultanlarının aydınlatılmasıyla ilgilenmişlerdir.

 

 

                  Şeyh Hamidi Veli ve müridleri genelde insan ile uğraşmayı, telif ile uğraşmaya tercih etmişlerdir. O, telif konusunda akranları kadar eser vermemiş olmakla birlikte kendisinden günümüze üç kitap ulaşmıştır. Bu kitaplardan birisi sahih hadislerden derlediği “Kırk Hadis Mecmuası ve Şerhi”dir. İkinci kitabı zikir ile ilgilidir. Bu kitabında zikir konusunu ayet, hadis ve özellikle Gazali ve diğer bazı sufilerin görüşlerine göndermeler yaparak incelemektedir. Üçüncü kitabı ise “Silahül Mümin” adlı dua ve zikir kitabıdır.

 

 

                  Şeyh Hamidi Veli 1412 yılında vefat etmiştir.
                                          XXX 

 

 Çobanlık yaptığı dönemlerde, akşam üzeri götürmüş olduğu sığırları yaylımdan getirerek yerlerine dağıtmış. Bir kadının sığırı eve gelmemiş. Sığırın sahibi kadın Şeyh Hamidi Veli hazretlerini bularak, “benim sığırım neden gelmedi” diye sorar. Hamid, “Hatun, sığırının eve gelmesi lazımdı, sen burada bekle ben bir bakayım” demiş. Kadın bir süre bekledikten sonra Hamid'in peşinden gitmiş. Şeyh Hamidi Veli hazretleri kadının ineğini bir tarlada otlanırken bulmuş. Şeyh Hamidi Veli, ineğe "ya mübarek niçin yerine gitmedin de geri kalıp burada otlanıyorsun ve bana sahibinden laf getirtiyorsun” demiş. İnek dile gelerek, “yavruma süt vermek için karnımı burada doyuruyordum” diye cevap vermiş. Şeyh, ineğin bu cevabına tebessüm etmiş. Bu durumu gören kadın, “amanın çoban inekle konuşuyor” diye gördüklerini mahalleye yaymış. Bu durumdan hoşnut olmayan Şeyh Hamidi Veli, bir Ramazan günü sabahı sığırlarla birlikte kadının evinin önünden geçerken eline bir dürüm almış, yer gibi yapmış. Sığırı kaybolan kadın bu durumu görünce “amanın, çoban oruç yiyor” diye gördüğünü mahalleye yaymış.

 

 

                                             Xxxx

 

Şeyh Hamidi Veli’nin müridlerinden biri kendisi için tarlasına buğday ekerken yanı başındaki tarlasına da Şeyh Hamidi Veli hazretleri için buğday ekmiş. Hasat mevsimi yaklaşırken müridi bu buğday tarlasını göstermek için Şeyh Hamidi Veli'yi davet etmiş. Davete icabet eden Şeyh Hamidi Veli ekilen tarlaları gezdikten sonra kendisi için ekilen buğdayların cılız ve müridinin şahsına ektiği buğdayların gür çıktığını gören Ebu Hâmid üzülmüş. Bu durumun farkına varan müridi, kendisi için ektiği buğday tarlasını göstererek “ya Şeyhim bu tarladaki buğdayları sizin için ekmiştim” der. Şeyh Hamidi Veli, müridinin bu sözlerinin karşısında tebessümle “çoktan işim rast gitmişti, bu sefer acaba ne günah işledim ki bu ba­na ekilen tarladaki buğdaylar cılız kaldı”, buyurmuş.

 

 

                                         Xxxx

 

 

            ARKADAŞLARIMIZA VE YOLUMUZDAN    GİDENLERE     TAVSİYELERİM

 

 

·        Gizli ve aşikar her yerde Allah’dan korksunlar.

·        Az yesinler, az konuşsunlar, az uyusunlar.

·        Avamın arsına az karışsınlar.

·        Tüm masiyet ve kötülüklerden uzak dursunlar.

·        Daima şehvetlerden kaçınsınlar.

·        İnsanların elindekilerden ümitlerini kessinler.

·        Tüm kötü sıfatları terk etsinler.

·        Övülen sıfatlarla süslensinler.

·        Şiir ve şarkı (günaha götüren) dinlemekten kaçınsınlar.

·        Farklı bir görüşle, kendini cemaatten ayırmasınlar.

·        Açlıktan ölseler dahi, şüpheli hiçbir lokma yemesinler.

 

 

                       Şeyh Hamidi Veli

Bir Dost


                                   



Gelen Yorumlar
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Şeyh Hamidi Veli Hz’lerinin müridlerinden biri kendisi için tarlasına buğday ekerken yanı başındaki tarlasına da Şeyh Hamidi Veli Hazretleri için buğday ekmiş. Hasat mevsimi yaklaşırken müridi bu buğday tarlasını göstermek için Şeyh Hamidi Veli Hz.'lerini davet etmiş. Davete icabet eden Şeyh Hamidi Veli Hz'leri ekilen tarlaları gezdikten sonra hangisi bizim tarla diye müridine sorar. Müridi kendi tarlasının gür, Şeyhinin tarlasının ise cılız olduğundan dolayı utanarak kendisinin gür olan tarlasını Efendim sizin tarlanız şu diyerek kendisinin gür olan tarlasını gösterir. Şeyh Hamidi Veli Hz'leri bu duruma üzülerek halbu ki biz kendimizi dünyaya meyl etmez bilirdik der ve üzüntü içinde tevbe istigfar etmeye başlayınca. Müridi cılız olan tarlayı göstererek aman efendim der; Aslında sizin tarlanız şurasıdır. Ben mahsul az ve ürünler cılız olunca utandığım için benim tarlama sizin tarlanızdır dedim. Bu durum karşında Şeyh Hamidi Veli Hz'leri "Çok şükür Yarabbi dünyaya meylimiz yokmuş der" Malum hikayenin aslı yaklaşık olarak böyledir. Allah dostları için üzüntü ve keder olmaz Hele ki dünya malına...
Hulusi AYSABAR eklemiş. | 16 Şubat 2010 Saat 11:11
Ben KÜTAHYA/TAVŞANLI'dan yazıyorum.bizim de TUNÇBİLEK-TAVŞANLI yolu arasında ekmekçi dede türbemiz var.Aynı hikaye burada da yazıyor,Bursa'daki o malum olaydan sonra TAVŞANLI civarındaki BEYKÖY'de yaşadığı söyleniyor.Acaba araştırılsa diyorum,Ekmekçi Dede TAVŞANLI da mı,yoksa başka bölgede mi yaşamış.
mesut erdoğmuş eklemiş. | 07 Nisan 2010 Saat 13:29
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

MURAT YERLİKHAN Murat YERLİKHAN

Murat Yerlikhan 1953’de Kayseri’de doğdu. Liseden mezun oluncaya kadar Kayseri’deydi. Lisans öğrenimini İstanbul Ticari İlimler Akademisi Maliye ve Muhasebe Yüksek Okulu’nda tamamladı. 1978 yılında, Ankara Ticari İlimler Akademisi Kooperatifçilik Enstitüsü’nde “Kooperatiflere Özgü Banka Önerileri” isimli tezle masterını tamamladı. 1979-1994 yılları arasında Kayseri’de serbest muhasebecilik, yatırım ve yönetim danışmanlığı, mali işler müdürlüğü yaptı. 1994’de SMMM unvanı alan Murat Yerlikhan aynı yıl Nisan ayında Kayseri Ticaret Odası Genel Sekreterliği’ne getirildi. 2006 yılında emekli oldu. Halen aynı işyerinde sözleşmeli olarak başkan başdanışmanlığı görevini sürdürmektedir.
Birçok gazete ve dergide iktisadi ve sosyal konularda makaleleri yayınlanan Murat Yerlikhan arkadaşlarıyla birlikte 2005 ve 2006 yıllarında “Ekonomi Almanağı”nı, 2005 yılında “Kayseri Salnamesi”ni, 2006 yılında “Kayseri Meşhurları”nı ve 2008 yılında "Kayseriden Altın Sözler" kitabını yayına hazırlamıştır.
“Türkiye Kent Ekonomileri” çalışması ise devam etmektedir.
Kendi ifadesiyle ruh dünyasını sekreterliğini yaptığı filozof Cemil Meriç, yanında çalıştığı vergi yazarı Yılmaz Özbalcı ve bankacı Cengiz Yapan’ın görüşleriyle inşa etmiştir.
Ayn Rand’ı oğlunun kendisine armağan ettiği bir kılavuz olarak görmektedir, artık…Kasım 2008