Ülkelerin önemli zenginliklerinden birisi de yer altı kaynaklarıdır. Yer altı kaynakları yönünden zengin bulunan ülkelerin milli gelirlerinin yüksek olması ise bu kaynakların verimli bir şekilde işletilmesine bağlıdır.
Ülkemizin zengin yer altı kaynaklarına sahip olduğu bilinmektedir. Ancak; yer altı kaynaklarını kullanılabilir ve iyi fiyata satılabilir hale getirilebilmesi için teknolojiye, yani büyük sermayeye ihtiyacı vardır. Gelişmekte olan ülkelerin, kısa vadede yer altı kaynaklarını harekete geçirerek hızlı bir şekilde kalkınmaları bu nedenle bir güzel rüyadır.
Özellikle; bazılarınca kriz dönemlerinde zengin yer altı kaynaklarının gündeme getirilmesi tüm çarelerin tükendiğinin en büyük göstergesidir.
Zengin yer altı kaynaklarımız ve düşük gelirli insanımızın yastık altındaki mark,euro,dolar ve altınları siyasilerimizin stres topu gibidir.
İstanbul Teknik Üniversitesi Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Satman’la yapılan bir röportajı okuduğumda yukarıdaki değerlendirmelerin doğruluğunu bir daha görmemin yanında petrolle ilgili paylaşmak istediğim yeni bilgiler de edindim:
Herşeyden önce, petrol yeraltındaki kayaçların gözeneklerin içinde bulunur. Formasyonların kılcal gözenekleri, çatlak ve kırıkları içinde yer alır. Yeraltında bir deniz şeklinde, bir göl şeklinde veya bir akarsu şeklinde bulunması söz konusu değildir.
Arama derinleştikçe petrolden çok doğalgaz bulma ihtimali artmaktadır.
Petrol aranan sahada onlarca ve hatta yüzlerce kuyu delindikten sonra, bir yığın test yapılarak, ayrıca, jeolojik ve jeofizik çalışmalara dayanılarak ne kadar petrol olduğu tahmin edilebilir. Sahada ne kadar petrol olduğunun bilinmesi için yıllarca süren çalışmalara bile gerek duyulabilmektedir.
Volkanik faaliyet olan ve neticesinde sediman tabakaların ısı ve basınç etkisiyle değiştiği yerlerde petrol bulunmaz. Şiddetli kıvrımlara uğramış (Örneğin Toros Dağları), tektonik olayların fazla olduğu yerlerde petrol bulunmaz. Bulunsa bile, tektonik olaylar sonucu yukarı çıkmış ve hava ile temas ederek asfalt haline gelmiş olurlar. Dolayısıyla bir deprem ülkesi olan, Afrika-Avrasya plakalarının kesim noktasında bulunan, Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu faylarıyla kesilen Türkiye’deki tektonik yapı büyük petrol sahalarının oluşmasına uygun değildir.
Suudi Arabistan, Kuveyt, İran ve Irak’taki sahaların uzantısının Güneydoğu Anadolu bölgesine ulaştığı bilinmekle beraber, büyük petrol sahalarının oluşması için gerekli koşulların Güneydoğu Anadolu’ya geldikçe bozulduğu ve kaybolduğu görülmektedir. Güneydoğu’ya geldikçe tektonik yapının değiştiği, gittikçe kırıklı-çataklı hale geldiği açıktır. Büyük petrol sahalarının parçalandığı, özellikle örtülü kayaç özelliğinin olumsuz etkilenmesinden petrolün ağır petrol olarak kaldığı bilinmektedir.
Petrole sadece güneydoğu komşularımızda değil batı komşularımızda da rastlanılmıştır. Yunanistan Ege denizinde bulunan bir sahayı işletmektedir. Fakat; Ege denizinde işletilen saha Orta Doğu’daki zengin petrol sahalarına benzememektedir. Tektonik olarak çok hareketli Ege bölgesinde büyük bir petrol sahasının olması beklenmemelidir.
Petrolün keşfi, o sahada petrolün olduğunu kanıtlamakta, ancak, maliyeti değerlendirilerek üretim yapılabileceğine sonradan karar verilmektedir.
Bizdeki petrol sahaları cep şeklinde küçük sahalardır ve Arap Petrolü gibi hafif değil ağır petrol içermektedir. Türkiye’de 3000-4000 metreden petrol çıkarılabilmektedir. Türkiye genelinde 56 yıl içinde 100’e yakın petrol sahası ve 20’ye yakın doğalgaz sahası keşfedilmiştir. Türkiye’nin yerli üretimi yaklaşık 50.000 varildir. Türkiye’nin petrol tüketimi günlük 500.000 varildir.
Profesör Abdurrahman Satman, ayrıca, uydudan petrol arazisinin tesbitinin pek mümkün görünmediğini, yabancı şirketlerin Türkiye’de buldukları verimli kuyuları art niyetli olarak işletmedikleri ve komşularımızın petrol kaynaklarımızı dolaylı olarak tükettikleri iddiasının yanlış ve bilimsellikten uzak olduğunu söylemektedir.
Türkiye’nin Güneydoğu sınırları çizilirken petrol sahalarının gözetilerek belirlendiği, Osmanlı Devleti’nin parçalanması öncesi bu topraklarda petrol bulunduğu ve dolayısıyla Türkiye’nin güney sınırlarının jeologlar tarafından çizildiği, önemli petrol sahalarının bittiği yerde Türkiye’nin sınırlarının başladığını bize söyleyen Satman’a teşekkürler.